Ama ne kadar bilmiyorum.Kopuş,kaçış, kelimelerin bittiği yer...Araf'a yakın herşeyden ve herkesden uzak.
Bir süre yokum.
Date: 24 July 2008, ThursdayComments (4) | Add Comment | More
En iyi arkadaşım uçmak istedi bir kuş gibi özgürlüğüne kavuşmak için ve ben gitme gidersen beni burada bulamazsın döndüğünde diyemedim.Başka arkadaşlar buldu,yeni ufuklara uçmak istedi, onlarla kanat çırpmak.Belki artık özgürlükten anladığı buydu ve ben özgür bırakmalıydım..Boynunda bir taş gibi taşımasın diye onu sevdiğim için vazgeçmeliydim ondan. Gerçekten seviyorsan özgür bırakmayı da bileceksin, seviyorsa dönmeli sana..Sevmek bu değilmi? Aşkta da dostlukta da... Gitme diyemedim, dilim varmadı.Gitti...
Comments (3) | Add Comment | More
Eve geldim deneyeceğim ya ilk kobayım kocam olsun istedim.O bilir beni aklıma taktıysam yaparım ikiletmedi.Ben sordum o yanıtladı ama bitince bizim evde facia çıktı sonuçta.. Ertesi günlerde sevgili yeni oyuncağımı başta ailem olmak üzere arkadaşlarımda da denedim sonuç yine hüsran abi biz yalanla yaşayan bir millet olup çıkmışız,hayatımız yalan olmuş ..Ben başka gezegenden mi geldim acaba diye kara kara düşünmeye başladım. Bir ben miyim bu dünyada doğrucu Davud??? Pes etmedim illede yalan söylemeyen birini bulucam elbette.Aradım çok aradım ve sonunda buldum, arayan ya belasını ya Mevlasını misali. Buldum ve yalan makinesine bağladım kendisini;sonuç mucize oldu bir tek yalan yok yani.Çünkü ben yalandan nefret ederim ve hep derim karşımdakine doğruyu söyle canımı iste!...Bu bir yana işin başka bir boyutu daha var;İnsan herkese yalan söyleyebilir ama kendine asla.Kendine aynada her sabah baktığın yüze yalan söyleyemezsin, kendine rağmen!
Comments (0) | Add Comment | More
Hoşgörülü olmak bu kadar zor mu?
inube serbest bir platform ve ben burada kendim için yazıyorum hırsım, hedefim falan yok.Nasıl burada beğendiklerim,beğenmediklerim varsa beni de beğenen ve beğenmeyenler olacaktır ve olmalıdır hoş bende yazdıklarımı pek beğenmiyorum ya konumuz o değil . Eleştiriye açığım ki ben kendimin en büyük eleştirmeniyim her zaman.Kendime kızabiliyor ve eksilerimi görebiliyorum.Başkalarının da eksik ve yanlışlarını da görüyorum bazen ama kimseye hakeret etmemeye,incitmemeye çalışırım,kırıcı olmak istemem beğenmedim,katılımıyorum derim olur biter.Ama buradaki bazı arkadaşlar isim vermek istemiyorum işi küfüre kadar götürüyorlar ve ben buna karşıyım,yanlış bu,etik değil! Ben siyah diyorum diye o siyah olmak zorunda değil,kimse kimsenin görüşüne katılmak, beğenmek zorunda değil, sen belki füme görüyorsun ve o senin doğrun ve ben buna eyvallah derim keşke herkes bunu yapabilse. Keşke herkes o şöyle,bu böyle diye damgalamak ve hakaret etmek yerine beğenmedim bana ters geldi diyebilme yetisine sahip olsa.. Hoş görülü olmak bu kadar zor mu arkadaşlar?
Comments (0) | Add Comment | More
Geçen gün en yakın seraya gittim ve evime begonyalar,laleler,papatyalar,güller,sardunyalar,begonviller aldım hepsini balkonumdaki çiçekliklere yerleştirdim o renk armonisinin güzelliğini kelimelerle anlatamam.Balkonumda sanki bahar bayramı var. Yaşadığım şehir de fazla olmasa da birkaç erguvan ağacı var ve ben onlar her açtığında baharı kokluyorum adeta.Parklar, yeşil alanlar evlerin bahçeleri her yer cıvıl cıvıl . Her yan çiçek tarlası gibi ve bu renk ve koku cümbüşü biz fanileri sapıttırıyor kanımca. Yataktan zorla adeta sürünerek kalkmak ve işe gitmemek için bahaneler yaratan koca çocuklara dönüşüvermemiz, güneşin gülen yüzüyle sanki hayatımızda herşey normalmiş ve sorunsuz bir hayatımız varmış gibi 18 lik umursuz gençler oluşumuz ve yüzümüzdeki aptal sırıtmalarla mutlu mutlu gezmemiz nasıl açıklanabilirki? Ama olsun ben baharı ve canlanan doğayı seyretmeyi,koklamayı seviyorum.Bakalım ömrümüzde kaç bahar kaldı görecek?Dünyanın sonunu getirmişken el birliğiyle fazla baharlar düşleyemiyorum.Tadını çıkarmak gerek hayatın ve hayatımızın baharlarının.
Comments (0) | Add Comment | More
Kendinle başbaşa kalmak için kaçabileceğin bir ütopik ada misali .Hayallerinle başbaşa kalabileceğin bir cennet köşesi..Ya da yaralarını kimseye göstermeden sarmak için saklandığın bir yer. Ben o bahçede kendimle başbaşa olmayı seviyorum,yalnızlığımda mutlu olmayı deniyorum çalınmış kısa bir an bile olsa o an'ı yaşamaktan mutluyum şu anda olduğum gibi. Herşeyi ve herkesi öyle hızlı tükettiğimiz günümüzde zorunlu olarak öylesine koşturmaca yaşıyoruzki bazen kendimizi bulabilmek,affedebilmek,iç hesaplaşması yapmak,yalnız kalabilmek ya da sadece hayal kurabilmek için herkesin mutlaka bir saklı bahçesi olmalı. Benim var,sizin bahçeleriniz de sizi beklemekte...
Comments (0) | Add Comment | More
Dürüstlüğün bir erdem olduğuna inan bir insanım.Bazı değerlerimizi de hızla değişmekte olan gündem ve soluk soluğa yaşadığımız günümüzde yitirmekte olduğumuzu üzülerek görmekteyim.Çağa ayak uyduracağız diye illa ki etik değerlerimizi de yitirmek zorundamıyız?İnsani değerleri,etik kuralları,aile bağlarını,sadakati,dostluğu,saygıyı,hoşgörüyü ve daha pek çok değeri kaybetmek beni üzüyor. Çabuk tüketiyor,çabuk unutuyoruz.Balık hafızalı olduk adeta.Unutmamak gerekenleri ayırt edemiyoruz.Tamam hızlı yaşıyoruz,koşuyoruz,zamanımız yok ama bunları unutmak ve yadsımak ve yeni yetişen gençliğin salt marka manyağı,egoist bir nesil olması ise korkutucu!
Comments (0) | Add Comment | More
İşin tuhafı herkesi,herşeyi olumsuz eleştirmeye,sürekli tüü,kaka demeye toplum olarak alıştık.Hiç bir başarı alkış görmüyor kolay kolay, içte içe kıskançlıkla dudağımızın ucuyla öylesine bir övgü çıkarsa ağzımızdan ne ala!Hep kötümser,olumsuz ve mutsuz olmayı sevdik mi nedir?Sadece benim üstüme yapışmamış bu elbise sanki tüm toplum aynı elbiseden giyiyor! Yargılamadan ipe asmaya,hep bardağın boş tarafından bakmaya,kendimize acımaya öyle alıştıkki hayatta şükredecek ne çok şeyimiz olduğunu unuttuk;hayallerimizi ve gülmeyi unuttuğumuz gibi. Oysa uyandığımız hersabah içinTanrı'ya şükrememiz gerekiyor,sağlımız,işimiz,ailemiz,sevdiklerimiz .....bu liste uzar gider şükretmeyi hatırlarsak! Pollyanna'cılık oynamaktan bahsetmiyorum sadece biraz hoş görülü,sevecen olmaktan birbirimize saygı duymaktan,pozitif olmayı denemekten,sokakta,asansörde gördüğün tanımadığın insanlara bile gülümsemekten,merhaba demekten,kendimizle,dünyayla barışmaktan söz ediyorum.Yani kendimden. İyi Aylin'i çıkardım çekmeceden!
Comments (0) | Add Comment | More
İlk önceleri anlayamadım,farkı farkedemedim.Çok uzun yıllardır yazmaya ara verdin kızım dedim kendime açılırsın olmadı bir türlü ...Kısırlaşmıştım,kabız olmuş gibi yazıyordum artık hatta yazamıyordum okumaya ve yazmaya tutkun,edebiyat aşığı olan ben eskisi gibi yazamadıkça daha da kasar oldum kendimi ve kastıkça da hiç yazamaz oldum. Şimdi itiraf ederken artık sarsmıyor bu düşünce; sanırım hayallerimden vazgeçmiştim,yazarak para kazanamayacağımı,yazarak var olamayacağımı kanıksamıştım.Ve bence en kötüsü vazgeçmiştim kendimle yarışmaktan,yazmak tutku olmaktan çıkmıştı! Ama nedense yıllar sonra yazamadığımı farkettiğimde bu beni acıttı..Yüreğime kıymık değil adeta sopa battı hem de kanırta kanırta!!!Üstelik iki güzel dostum Pelin ve Yamaç habire yazmalısın diye dürterken yazmalıydım ama nasıl?.. Bir zamanlar insanların beni okuması gibi bir isteğim vardı,hayallerim vardı ki ben onları bir çekmeceye kilitleyip anahtarı denize atmadan önce.Sonra yıllar geçti baktım eski aşk hiç ölmemiş hala 18'lik yüreğim kıpır kıpır ben ne kadar yaş alsamda içimdeki 18'lik çocuk(!) hala yazma isteğiyle kıvranıyor..söz geçiremedim...deniyorum güzel olmasa da silmiyorum gönderiyorum yayına ..biliyorum bir kez okusam sileceğim ve okumadan göndermeyi tercih ediyorum.Kopuk,bölük börçük ve anlamsız hatta imla yanlışları bile umurumda değil artık çünkü yeniden yazmaya çalışıyorum bir lise öğrencisi kıvamında dahi olsa! Eskimiş hayalin peşine başka nasıl düşebilirim yeniden?
Comments (0) | Add Comment | More
İster iş hayatımızda olsun, ister özel hayatımızda gerçek bizi görebilen,ruhumuzu çıplak gösterdiğimiz,incitmesinden sahiden korkmadığımız kaç kişi var hiç düşündünüz mü? Kaç kişi içimizdeki gerçek bizi görebilir?Duvarlar,perdeler,maskeler ve zırhlar geçek bizi göstermekten uzak ve biz korkularımızın esiriyiz... çünkü böylesi daha güvenilir!Zaaflarımızı,açıklarımızı,yürek yaralarımızı,hayal kırıklıklarımızı,insani duyguları gizlemek işimize geliyor gerçek bizi gören,bilen olmasın biz yine gülümseyen,hayata hep meydan okuyan,rüzgara duran tavrımızı gösterelim,kanayan yaralarımızı varsa gerçek dostlar bilsin o da varsa!Yoksa gider yalnızlığımızda sararız nasılsa yaralarımızı. Tamam hayat bizi korkak yaptı,incitmekten,yaralanmaktan korkuyoruz ve maskelerin,duvarların,zırhların arkasında yaşamayı seçtik. Oysa insanız ya!Ben maskemi attım,incinebilirim ama korkak değilim artık. Maskesizler parmak kaldırsın!
Comments (0) | Add Comment | More
Çok kullanılmış ucuz beyin var
Geçenlerde arkadaşımla konuşuyorduk derken konu döndü dolaştı kadın erkek ilişkisindeki çıkmazlarda boğulmaya başladık.Tabi ben yaşça daha büyük ve tecrübeliyim ya başladım ona derin deneyimlerimi anlatmaya. Hani fıkrada olduğu gibi kadın beyni çok ucuz çok kullanıldığından, erkek beyni ise çok pahalı az kullanıldığı için. Aslında onu teselli etmeye çalışırken hepimizin aynı şeyleri istediğimizi yüreğimde hissediyordum. Günümüzde kadın da erkek gibi çalışmaya hayatında var olma savaşı vermeye çalışıyor . Tabi kariyer filan söz konusu değil çünkü genel anlamda kadınlar eşi ve ailesi için zaten onu gözden çıkarmıştır.Evde ve işte 24 saat hizmet veren bu tuhaf yaratık sadece takdir edilmek ve anlayış ister.Bunu sadece eşinden,sevgilisinden bekler.Sözleriyle,davranışlarıyla eşi onu onore etsin içten içe hep bekler kırk yılda bir de olsa razıyızdır. Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın her kadın eşinden,sevgilisinden sadece anlayış bekler,pahalı ve marka hediyeler bizi mutlu etmeye inanın ki yetmiyor. Erkekler eve gelir gelmez salondaki kanepeye kendini atıp Tv.nin karşısında otel ve restorant hizmeti beklerken biz süper anne ve süper eş modunda olmak zorundayız.İşten gelmişsin,çocuk hasta,kapıcı servise çıkmamış,evde yemek yapacak malzeme yok kimin umurunda sen süpersin yaparsın bişiler.Anlayış istiyoruz! Erkeklerle kadınların başka gezegenlerden geldiğini,beyinlerinin ve hamurlarının farklı olduğu gerçeğini kabul etttikten sonra hayat kolaylaşacaktır. Hiç bir erkeği ki bu oğlunuz bile olsa değiştirmeye çalışmayın,Ondan sizi anlamasıni veya fedakarlıklarınızı takdir etmesini beklemeyin emin olun daha az incinirsiniz.
Comments (0) | Add Comment | More
Sevgiliyi,eşi anmak ve ona hediye almak için ille de bir günü mü beklemek gerek?
Sevgiye ve aşka saygım sonsuz.Ama herkesin birbirini ve en çok da kendini kandırmaya çalıştığı günümüzde sabun köpüğü,haftalık,aylık ilişkiler yaşanırken,önceki sene kimle kutladığımızı ve ne hediye aldığımızı bile hatırlamadığımız ilişkilerde bana bir yerlerde yanlış var gibi geliyor.
Gerçek sevgiyi ve sevgiliyi bir güne sığdırmak ve asrın tüketim toplumunda bir maddeyle sınırlandırmak mümkünmü?
Bence St.Valantine Day sadece tüketim çılgınlığı bu benim fikrim.
Bu lay lay lom yüzeysel ilişkiler ve adına aşk denmesi düşündürüyor beni.İlişkiler bu kadar sığ ve çarpıkken gerçek aşktan,sevgiden kim bahsedebilir?
Sanırım gerçek aşkı geçen geçmişte bir yerlerde bıraktık .
Date: 12 July 2008, SaturdayComments (0) | Add Comment | More
Dünyanın çivisini çıkarttık tebrikler bize. Küresel ısınmadan sürekli söz ettiğimiz şu günlerde birey olarak üstümüze düşenleri yapıyor muyuz onu sorgulamak gerek. Parfüm banyosu yaparken, ya da deodorantları üstümüze boca ederken herkes evinin önüne çift araba parkederken ne kadar bilinçliyiz? Ormanları her ne için yok edersek edelim bunun yerine ağaçlandırma, fidan dikme gibi bir çabamız olmuyor. Üstelik bananeci toplum her şeyde olduğu gibi bu konuda da başkası yapsın bana ne deyip geceleri yastığına başını koyup gayet huzurla uyumakta. Evet sonunda dünyanın içine ettik şimdi ne yapabileceğimizi konuşmanın tam zamanı. Toplum olarak birey olarak bundan sonra ne yapabiliriz kurtarabileceğimiz ve yapabileceğimiz ne var? Çocuklarımıza nasıl bir yarın bırakabiliriz onların bu küresel ısınmadan minimum etkilenmeleri için neler yapılabilir artık bunları konuşmanın zamanı. Ben artık suyu,elektriği ve kozmetik ürünlerini minimum kullanmaya çalışıyorum aileme de aynısını öğütlüyorum.Yarın çocuğum ve onun çocuğu bizleri duyarsızlık ve sorumsuzlukla suçlasın ve öyle ansın istemiyorum.Aynayı biraz da kendimize tutmak zorundayız. Lütfen herkes kendi üstüne düşeni yapsın ve geceleri rahat uyuyalım...
Comments (0) | Add Comment | More
Kadın ve erkek değil insan olarak yaklaşmaktan yanayım.İnsana insan gibi muamale edilmesini ve ayrımcılık yapılmamaması benim nacizane düşüncem.Haremlik selamlık,ikiye bölünme durumları yanlış geliyor, saygı duymakla birlikte.Ama neden bu bölünme ihtiyacı içinde olduğumuzu aklım almıyor ya da anlamak istemiyorum kabullenmek de.Hoşgörüyü,saygıyı yitirdiğimizi ve maalesef kutuplaşmaya başladığımızı düşünüyor,üzülüyorum.. İnsanın doğasında ve yüreğindedir herşey.Eğer içinizde bir ard niyet taşımıyorsanız isterseniz aynı evde yaşayın siz kendinizi bildikten sonra hiç kimse ve hiç birşey size zarar veremez ama önce içimizi temizlememiz gerek yani bir tokalaşmakla birşey olmaz,bir merhabayla birşey kaybetmeyiz. Çarşaf giyenle bikini giymiş bir kadın birlikte yaşamayı pek ala öğrenebilir.Ama bunun için birbirimize tüüü kaka gözüyle bakmayı bırakmak zorundayız. Yani kendini bilmek!
Comments (0) | Add Comment | More
Nerde eski bayramlar?Tadı kaçmış gazoz gibi oldular:(
Herkes bayram tatilinde nereye kaçabileceğinin hesabını yapıyor.Yani bayram demek şehir dışında tatil demek oldu.Büyüklerin elini öpmeyi unuttuk,çocuklara bayram harçlığı verme ve o sevinci yaşatma duygusunu tattıramadık.Küslerin barıştığı,kahkaha sesleriyle çınlayan o kalabalık,mutlu bayramları çok özlüyorum.Kimbilir nerelerde bıraktık,neden?...
Mesela benim oğlum .alın size örnek işte.Bayramın anlamını bilmiyor.Jenerasyonunun tipik örneği bayram demek okul,dershane ve kurs olmaması onun evde yan gelip yatması demek oluyor.Arada arkadaşlarıyla program yapar, buluşur. Bir sürü film alır eve kapanır,bayram ziyareti bilmez ; duygusal şantajlara başvurursam sadece anneanne ve babaanne ziyaretine gider o kadar.
Oysa ben elimden geldiğince öğretmeye çalışıyorum ki ileride bayramlar onun için de özel olsun.Ama onlar dolaba astığın bayramlık kıyafetin,aldığın harçlığın ve bayram gezmelerinin tadını bilmiyorlar,bilemiyorlar.Bayramı tatil olarak bildikleri sürece de bilemeyecekler..
Bayram tadını unutmayın,unutturmayın,bayram tadında kalın:)
Date: 12 July 2008, Saturday
Comments (0) | Add Comment | More
Şimdiki gençlik bilmez biz gizli okurduk yasaktı kitapları.Bu kadar vatanını seven bir şairi vatan haini ilan ettik, ömrünün en verimli yıllarında hapislerde çürüttük kaçtı sonunda O !Vatan hasretiyle yana yakıla gün be gün yana yana memleketim diye diye öldü. Çok yıllar sonra Nazım 'ı affettik,şanını şöhretini,ismini iade ettik hatta adına Unesco tarafından yıl bile verdik.Şimdi kitapları serbest ama Nazım Hikmet Ran'ı tanıyan ve okuyan yok! Şiiri O'nunla sevdim,O'nun gözlerinden bakmayı istedim hayata ve şiiri sevdirdi bana. Şimdiki gençler şiir bilmiyor,Nazım bilmiyor, gözlerine bakarak şiir okuyabilecekleri sevgilileri yok .Ay ışığında elele tutuşup romantizm yaşamak nedir bilmiyor.Msn'de chat yapmayı veya cepten sms alıp göndermeyi aşk sanıyorlar. Şimdi gençlik şiir tadında yaşamayı ve orada kalmayı da bilmiyor. Siz hep şiir tadında kalın!
Comments (0) | Add Comment | More
Cinsellik her kadının yazabileceği bir konu değildir hele ismini koyacaksa altına kırk kere düşünür kadın yazar.Acabalar içini kemirir,sürekli düzeltir, değiştirir yazdıklarını yanlış anlaşılma korkusundan.Ama biz OP'da ve inube'de bunu aştık! OP ve inube kadının kadınca ve cesurca yazdığı bir mekan oldu ve bence süper oldu.Ne var yani herşeyi yazabiliyorsak su,kadar hava kadar gereksinim olan cinselliği hep öteleyecekmiydik? Sadece erkekler yazmalı diye bir kuralmı var seksi,cinselliği?Öcü gibi uzaktan bakmalıyımız hayata bakar gibi ama varız ve yaşıyoruz işte ve bazen bize yakışmayanları da giyiyoruz:) Helal size hatunlar devam edin,sonuna kadar..Hepinizi seviyorum.OP da, inube de renk var hayat var. Kadının adı var ve kadın var!
Comments (0) | Add Comment | More
Lay lay lom oynamaktan sıkıldık bu arenada kadın da varsa kadın sizin yazdığınız konuları yani herşeyi yazdığında kadınları ti'ye almaktan vazgeçin beyler.Seksi,cinselliği yazdı diye kadın salt kadın kimliğine sahip diye lekelemeye boşuna uğraşmayın.Erkekler yazdığında biz altında mana aramıyoruz,bişilerden şüphelenmek gereksinimine girmiyoruz okuyoruz sadece herşeyi okuduğumuz gibi. Biz de erkekler gibi herşeyi yazmak istiyoruz sadece başka bişi değil! Spor,güncel,siyaset,hikaye,mizah,makale,astroloji,güzellik,beslenme,eğlence ve belki de seks ama neyi istiyorsak onu yazmalıyız bıyık altından gülmeyi, bize çamur atmayı bırakın. Dünya sadece sizin dünyanız değil bizde bu dünyanın merkezindeyiz unutmayın beyler! Okurlar yanlış anlamasın diye altına ismimizi yazarken erkek ismi kullandığımızda çok mu erkek olacağız?Yazacağız size inat herşeyi aklımıza ne gelirse, canımız neyi istiyorsa ve altına kendi ismimizi koyarak!
Comments (0) | Add Comment | More
Göller kurudu ve kurumakta.Barajlarımız yeterli su rezervlerine sahip değil ve de bu gidişle asla olamayacak.Buzullar eriyor,çöl sıcaklarıyla tanıştık zaten.Türkiye sularla kaplı ama bizi deniz suyunu yani tuzlu suyu tatlısuya çevirme aşamasına henüz gelmediğimizden o denizlerin bir damla su için delirdiğimizde bize faydası olmayacak. İnsanoğlu bencilliğiyle ve elbirliğiye dünyanın sonunu hazırlıyor bunda hepimizin payı var.Kendimizi düşündüğümüz yeter bundan sonra geleceğimizi düşünmeliyiz,çocuklarımız bir damla su yüzünden helak olmasınlar. Yarın çok geç şimdi akan ve damlayan musluklarınızı yaptırın,küveti doldurmak lüksüne sahip değilsiniz kısa bir duş lütfen,sifonlarınızı bir litrelik petlerle doldurun,bulaşığı ve çamaşırı makinelerde yıkayın,dişlerinizi fırçalarken musluğu boşuna akıtmamayı öğrenin,balkonlarınızı,apartmanlarınızı,arabanızı yıkarken bir kez daha düşünün bu şarıl şarıl harcadığınız suyu böyle bonkörce harcamaya hakkınız varmı?
Comments (0) | Add Comment | More
Hatalar,kaçırılan fırsatlar,belkiler,keşkeler,yanlışlar,yanlış anlaşılmalar,yaralanmalar,dağılmalar büyütüyor belki hamdım piştim yandım ..ama herşeye rağmen kendimi affetmek öyle zorkiL Kendime bile ağır geliyorum .Taş gibi ağırım işte! Taşıyamıyorum işte fazlayım bana rağmen bana bile. Hayat yorgunu mu demek doğru olur hayat bezgini mi adını sen koy ona bile takatim yok. Yılların ,yolların ve insanların yıprattığı bir yerlerde kayboldum,nasır tuttu dediğim yaralarım meğer hala tazeymiş , kasımpatları hala bıraktığım yerde ve ben kendimi kaybettim arıyorum hükümsüzdür işteL Hani her şeye ve herkese rağmen var ya onu yaşamak bile yordu beni. Ne kadehlerde boğmak istiyorum ne de unutmak ..Ne istediğimi de bilmiyorum artık.Umutsuzca kendimi affetmeye de çalışmıyorum artık çünkü asla affetmeyeceğim bendeki aptal,kafasız beni.Yaşattıklarından dolayı hep suçlayacağım herkesi affederim O'nu asla! Ay ne manasız ne saçma bir yazı bu.Kendime verdiğim bu ceza hiç bitmeyecek. Gittiğim her yere hapishanemi götürdüğüm yetmedi satırlara taşıdım yüreğimin ağırlıyla onpunto çöksün diye.Dağılan parçalarımı zor topladım ama hayat hala dağıtıyor beni.. Ağırım,yorgunum,bezginim,tükendim hayat tüketti beni.Yarın ne olur bilinmez belki tüm kırılmışlıklarımdan yeni bir ben olurum ya da eski ben ile devam ederim.Kimseye kızgın ve öfkeli değilim öfkem,sinirim,kızgınlığım,nefretim sadece kendime. Şimdi ruhumu beklemem lazım o çok gerilerde kaldı ..Hayat savurdu beni. Ruhum bedenimden çok geride bir yerde.Neden gülmez bu hayat bazılarına?...
Comments (0) | Add Comment | More
İnsan kendinden kaçabilirmi?Kendine rağmen yaşamak mümkün olabilirmi?Ağlamak,unutmak,ağlayarak yorgunluktan bitmek.Kaçmak,uykuya sığınmak.Uykunun sıcak kollarına.İçki kadehlerinde boğulmak belki de.Unutmanın mümkün olduğu her şekilde... Hayat oynuyor bizimle.Bizler piyonuz haddimizi aşıyoruz ve şaşırıyoruz bazen.Bazen insanca zaaflarımız oluyor,zayıflıklarımıza yenik düşüyoruz kendimize rağmen.Silmek istiyoruz kaderi kendimiz yeniden yazmak...Ne mümkün kadere karşı koymak? Herkesi,taptıklarımızı,ilahlarımızı hatta kendimizi bile unuttuğumuz bu dünya da herşey geçer herşeye alışırız.Kolayı,güveniliri seçeriz,kanıksarız,.. mış gibi yaşarız, yaralarımızı göstermez maskeler takarız,rol yaparız kimseler bişicik anlamaz biz yoruluruz ruhumuz kanar yaşamadan,kendi kanatlarımızla ve uçaklarımızla uçamadan göçer gideriz.
Comments (0) | Add Comment | More
İnsanları aldatıyorum ve kandırıyorum ama böylesi daha güvenilir, gardım düşmüyor hiç bir zaman dediğinde düşündüm. Onpunto da dahil böyle maskeli arkadaşlarınız olabilir benden söylemesi.Üstelik OnPuntodakiler arasında gerçek ismini kullanan üye sayısı çok az.Sakın sakın isimlere takılıp kalmayın çuvalladığınızı anlayamazsınız bile.Kalemiti Elif çok sonradan gerçek adını ifşa etti.İpek gerçek ismini kullanmıyor adı İpek değil çünkü.Bruiser'in gerçek adını kaçınız biliyor? .. İnsanların nicklerine,isimlerine bakarak değerlendirme yaparken çok yanılıyor olabilirsiniz ..Maskeler,zırhlar ardında güvenli yaşamayı seçen arkadaşımın seçtiği ipek,saten gibi isimlerle karşınıza çıkması onun bu yumuşaklıkta ve karakterde olduğu anlamına gelmez. Karşımızda şeytan lakaplı bir arkadaşımız var diye onu şeytanla eşleştirmek hatasına düşmeyiz hiçbirimiz.Virgin nickini kullanan bir kızın eskort olup olmadığını bilebilir misiniz?Adı melek diye karşımızdaki melektir diye yanılsamaya da kapılmayız Kullandığımız isimler ve nickler sahte olabilir ama kullanan kişiler gerçektir; isimlere,nicklere takılmayı bırakalım ve birbirimize inanmayı,güvenmeyi deneyelim..
Comments (0) | Add Comment | More
Sevgiliyi,eşi anmak ve ona hediye almak için ille de bir günü mü beklemek gerek? Gerçek sevgililer için her gün sevgililer günü değilmidir? Gerçek sevgiye, aşka saygım sonsuz ve eğiliyorum gerçek aşkın karşısında ama gerçek sevgiyi ve aşkı bir güne sığdırmak mümkün değildir; bu çıplak elinizle gökteki yıldızları tutmaya benzer .. Ama herkesin birbirini ve en çok da kendini kandırmaya çalıştığı ve kandırdığı günümüzde sabun köpüğü,haftalık,aylık ilişkiler yaşanırken,önceki sene kiminle kutladığımızı ve ne hediye aldığımızı bile hatırlamadığımız ilişkilerde bir yerlerde yanlış var. Asrın tüketim toplumunda sevgiyi(!) bir maddeyle sınırlandırmaya çalışmaktır bunun adı.Maksat muhabbet olsun ya da yalnız takılmamak adına yaşanan birliktelik aşk ilişkisi olamaz elbette.Neden hatırlamayacağın ya da hatırlanmayacağın, yüreğinde ayak izini bırakamadığın ve senin kalbine taht kuramamış birine göstermelik çırpınış o halde? Bence St.Valentine's Day yani sevgililer günü sadece tüketim çılgınlığı ve bu çılgınlığa ayak uyduramayanlar odun grubuna dahildirler.. Bu lay lay lom ve yüzeysel ilişkiler ki adına aşk denmesi düşündürüyor beni.İlişkiler bu kadar sığ ve çarpıkken gerçek aşktan,sevgiden kim bahsedebilir? Sanırım gerçek aşkı geçen yüzyıllarda bir yerlerde bıraktık Gerçek hediye sevgilinin size verdiği yüreğidir ;sizin için çarpan bir yürek verilmediyse avucunuza o güzel ambalajın içindeki cafcaflı hediyeler boşunadır çünkü siz sevgili değilsiniz !,Adını bile hatırlayamayacağınız nöbetçi sevgililerinize boşuna(!) hediye almayın gerçek sevgiliniz yok ise!
Comments (0) | Add Comment | More
Asla normal bir insan olmadım,olamadım.Çok denedim 12'lerde yatıp uyumayı yok olmadı bir türlü.Beden saatimde bir sorun var ciddiyim tıpta bunun bir açıklaması bile var hatta.Sonradan olma değil,doğuştan böyleyim.İtiraf ediyorum ben bir gecekuşuyum! Şimdi çalışmıyorum evdeyim hanım hanımcık evimin hanımı oldum da uyku düzenim bozuldu,ayar çubuğum kaydı sanılmasın çalıştığım yıllarda da böyleydim ama tek farkla sabah kalkar işime giderdim şimdilerde ise evde olmanın keyfini sürerek eşşek gibi öğleye kadar uyuyorum. Aklımdayken yarasalar gibi yaşamayı gerçekten sevdiğimi de söylemek zorundayım,gecenin sessizliğinin sesini dinlemeyi seviyorum,herkes uykudayken gecenin sabaha akan saatlerinde uyanık olmak ayrı bir mutluluk veriyor bana.Tabiki sabahın güzelliklerini,güneşin doğuşunu,kuş cıvıltılarını kaçırdığımın farkındayım.Uyku problemi çeken biri olarak kendimi avutmak istemem gayet normal bir durum :( Uykusu geldiğinde mışıl mışıl uyuyanlardan biri de kocamdır.Bir gece bir cinnet anında onu uyandırdım sonra ne mi oldu tabiki çok kızdı! En çok da daha yatağa girmeden yastığı uzaktan gördüğünde uyumaya başlayanlara gıcık oluyorum hatta uyuz oluyorum.Aklıma gelen en kötü kelimeler tabiki bunlarla sınırlı değil ama siz biraz da hayal gücünüzü kullanın,idare edin artık. Normal insanların uykuda olduğu ve 40.rüyalarını gördüğü saatlerde ben elimde çayım,sigaramla bütünleşmiş vaziyette ya evi turlamaktayımdır ya berger'e gömülmüş kitap okuyorumdur ya da bilgisayarın karşısındayımdır şu anda olduğu gibi. Benim arkadaşlarım da genelde benim gibi gece kuşu olduklarından telefon trafiğim de yoğundur ,sabahın 2si 3ü farketmez biz vır vır vır konuşuruz .. Bazen düşünüyorum şu uykusuz gecelerimi boşa harcamasam da bir secret da ben mi yazsam.Ne eksiğim varki Rhonda Byrne'den?Uykusuz gecelerimle ikiye bile katlarım onu icabında:)
Comments (0) | Add Comment | More
Şimdi Münir Nurettin Selçuk'un "Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın" isimli eserini Timur Selçuk'un sesinden dinlerken düşünüyorum. Hepimizin birer usta dansöz olduğu ve kıvırdığı bu dünyada neyi yazmalı?İktidar kavgasının benzeri örnekleri OP'da da gördükçe hayrete düştüm,ayak oyunları,kulisler,tepeye tırmanma hırsından kör olan gözler meğer sadece siyasi arenaya özgü değilmiş meğer koltuk hırsı her yerde varmış:( Dönekleri mi yazmalı,liboş aydınları mı?Dansöz gibi kıvıranları mı yoksa değme sokak kadınını cebinden çıkaranları mı?Eskinin koyu ve katılarının jöle olmuş hallerini mi?Suskun aydın ve entelleri mi?Cahil neler olduğunu anlayamayan zavallıları mı?Türbanı mı?,AKP'nin kapatılmasını mı? Siyaset yazmayı da konuşmayı da sevmiyorum çamur beni de içine çekiyor gibi geliyor tuhaf işte.Aşk meşk de yazmak istemiyorum.Hayatı ti'ye alıp gülmek de.Börtü bözcek yazmak bile gelmiyor içimden. Hepimizin huzur ve barış içinde yaşayabileceği bir ütopik ada istiyorum.Sessiz,sakin,huzurlu... Belkide gerçekten yorgun ruhumu nadasa bırakmak istiyorum.Birazcık huzur istiyorum. Artık böyle şarkılar yapılmıyor,insanın ruhuna dokunabilen, içini acıtan kaç şarkı olabilirki?Şimdi izninizle şarkımın tadını çıkarmak istiyorum.İsterseniz buyrun birlikte çıkaralım. Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın
Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın
Öylesine yıktınki bütün inançlarımı
Beni sensiz bıraktın, beni bensiz bıraktın
Comments (0) | Add Comment | More
Erkeğinin yuları elinde olan kadın
Kadının kurdu yine kadındır.Kadınlar bilir birbirlerini, erkekleri anlayamadıkları gibi anlarlar hemcinslerini,niyetlerini bilirler.Hele şu idealizmi kaybettiğimiz materyalist dünyamızda yakışıklılığın beş para etmediğini de bilirler. Kadın, erkeği çirkinse rahattır,emindir kendinden,güvendedir,mutludur kendince.Kaybettikleri, kazanamadıkları geride kalmıştır elindekiyle yetinmesini bilmesi gerekir kadının.Şanslıdır işte çirkinde olsa bir erkeği vardır yanında. Çirkin erkek eğer cebi,cüzdanı dolu değilse korkulacak birşey yoktur ama çirkin erkek paralıysa eyvah o zaman alarm zilleri çalmaktadır,paralı erkeğe söz geçirmek zordur yola getirmek de, sahip çıkmak da.. Paralı ve çirkin erkek ile birlikte olan kadın her an tetiktedir,tehlike nereden gelmez bekler her an panikle, güven gitmiştir,mutluluğu da yanında götürerek! Çirkin erkek züğürt ise sorun yok hem cinslerden yana tehlike yok yani unutmadan adamın gay olmadığını araştırmak gerek bu arada çirkin adam gay ise işte o zaman yandınız güzelliğiniz,feminen tavırlarınız hiçbirşey işe yaramaz. Çirkin erkek ile birlikte olan kadın erkeğini tanımadıkça sorun ve tehlike var demektir erkeğini tanıyan kadın için ise mutluluk ve güven vardır yani yular elindedir, olay bitmiştir!
Comments (0) | Add Comment | More
Çocukluğumuz evimizin bahçesinde geçti, gece yarılarına kadar apartmanın bütün çocukları bahçede oynardık.Mutluyduk.Oyuncaklarımız ,bebeklerimiz,arkadaşlarımız ve bahçemiz vardı.Bir oyuncak bebek uzun süre mutlu olmamıza yetiyordu. Gençliğimizde sabit telefonlarımız ve mektuplarımız vardı.Bunlar bize yetiyordu mutluyduk.Postacının yolunu beklemek ve gelen mektubu koklamak nedir bilirmisiniz?Ya da gelmeyen mektubun yolunu beklemek? Bir mektup kargacık burgacık harflerle yazılmış olsa bile yaşayan bir organizmadır,özeldir,anlamlıdır hele sevgiliye yazılmışsa binlerce kez anlamlıdır.Gönderilmemiş saklanan mektuplar vardır,cesaret ister,yürek ister yapamazsın,gönderemezsin kalır seninle bir yaşam boyu yüreğinde saklarsın.Sevgilinin kokusu olur o mektup,sevgilin olur. Biz o gönderilmemiş mektupların çocukları ve gençleri olarak kaldık ama mutlu ama mutsuz belki bazen biraz yarım...Koklayarak yaşadık mektuplarımızı,hayata onlarla tutunduk.Ama kotardık hayatımızı mutlu ve umutlu insanlar olmayı başardık. Şimdiki çocukların her markadan her eşyaları var,her istediklerine sahipler ama mutlu değiller.Asosyal ve mutsuz,tatminsiz bir nesil yetişiyor hepsi birer internet canavarı olsa da mutsuz çocuklar ve gençler sonuçta.Mektup kokusunu hiç tadamayan bir nesil nasıl olabilirki?
Comments (0) | Add Comment | More
Önceleri ICQ vardı çok önceden bize yeterdi şimdi ise dünya kadar program var isteyen istediğini kullanmakta özgür.Ama ben OP ile tanıştıktan sonra msn dışında başka program kullanmaz oldum OP'nun ve OP'dakilerin gerçekliğine inanmak istedim belkide kandırdım kendimi.Oysa biliyorumki OP'da da farklı insanlar var.Amaç yazmak ya da okumak değil arayış içinde olanlar,başkalarına çamur atma hevesiyle dolup taşanlar.Çok hırslı insanlar da var maalesef yazmak tepeye çıkmak hayali gözlerini kör etmiş etik değerleri,insanlığı çoktan kaldırım atmışlar çöpe tek dertleri zirve olmuş. OP'da gerçek değer verdiğim ve özelime de aldığım birkaç değerli dost dışında OP'nun hala büyümekte olan bir çocuk gibi gelişme geçirdiğini ve önünde daha çok yolu olduğunu biliyorum. Kimseyle derdim kimseyle kavgam yok, benim derdim kendimle bunu bilenler zaten biliyor. Sevgili sırdaşım nelly,kalemiti,rita,ipek, dışında gerçekliğini kabul edebileceğim ve güvenebileceğim insan göremiyorum herkes bir rating telaşında bu arada güven veya güvenmeme sorunu yaşamıyorum belirtmeliyim asla öyle bir kaygı içinde değilim ama OP'nun her zaman bir aile olduğuna inandığım için yaşadığım hayal kırıklığını paylaşmak istedim.Unutmuşum OP'nun sanallığını ya da unutmak istemişim,inandırmışım kendimi bir aile olduğumuza:( Adı üstünde sanal alem herşey sanal herkes sanal:(
Comments (0) | Add Comment | More
Sanal başlamıştı her şey sanal da olsa güzellikleri yüreğine alıp gitmeliydi.Puslu ve karanlık gecenin koynuna doğru ilerlerken yüreğindeki gerçek dostlarının sıcaklığı ona yol gösterirdi, yeterdi biliyordu.Bir kaçış mıydı bir kırgınlık mıydı o da bilmiyordu ama kafası karışmıştı işte. Yarışmak güzeldi ama o yarışmak istemiyordu ve dayatmaları sevmemişti hayat boyu,gözünü hırs bürümüş insanlardan hep kaçmıştı yine kaçma vakti gelip çattığında insan en çok sevdiklerine kırılıyor zaten sevmediğin seni asla kıramıyor diye acıyla tebessüm etti kendi kendine… “Ben iyiyim o kötü”,”bir numara benim”,” ben süperim” diyen şişkin egolardan bıkmıştı belki de aslında kendi de bilmiyordu.Çekip gitmek ve uçmak ihtiyacının kimseyle alakası yoktu,nedeni,niçini olmadığı gibi.Kendi kendine yazarak terapi yapmak için geldiği OP artık ona ağır gelmeye başlamıştı ve daha fazla direnmenin gereksiz olduğunu biliyordu. Hala nasırlaşamamış yüreğine hayret etti,bu yürek hep böyle kanamak zorunda mı dedi kendi kendine. Sonunda kendi uçağını yaptı bir süre belki de süresiz olarak uçmaya karar verdi...
Comments (0) | Add Comment | More
"Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi
ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol " demiş Mevlana.
Mevlana öğretilerini ayrı bir gözle okumak gerek derinlerine inebilmek için.Hayat dersleri var anlayabilene.Oysa kaçımız kendimiz olmayı becerebiliyoruz?
Başkalarına göstermediğimiz asıl ben o kadar da kötü değildir,asıl korkutucu olan maskeli yüzlerdir.İki yüzlülüktür bunun Türkçesi.
Dosta düşmana kendini kanıtlama çabası içine girmek ve gözünü kör eden hırsla nereye kadar?...
Yanlış dost seçenler, değişenler,kibirlenenler çok geç de olsa hatalarını anlayacaktır.
Ben hala dürüstlüğün bir erdem olduğuna inananlardanım ve bununla grur duyuyorum.Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol ,İNSAN ol ama KENDİN OL!
Blog yazmak ayrı, gazetecilik ayrı şeydir ama nedense blogger'lar bunu unutur zaman zaman.Bazıları mizah yazar kendilerine biraz gaz verilince havaya girerler sonra ise ortaya tam bir hayalkırıklığı çıkıverir.Bazıları ise sivri ve siyasi yazıcam diye kendilerini olmadıklarından farklı tanıtır ve bu anlamda iki yüzlülük yaparlar.
Oysa sen kendin olamazsan hiç birşey olamazsın, blog yazmak kendin olmaktır kimseye benzememek,özgün olmak.Herkes ayrı bir dünya değilmi?Sen kendi dünyanı koy ortaya,sendeki cevher o şekilde çıksın ortaya.Bırak insanlar seni sen olduğun için sevsin,kabullensinler.
Blogculuğu gerçek anlamda öğrenmemiz için bazılarının daha çok fırın ekmek yemesi lazım.Saçmalarken de kendin olarak saçmalamalısın,güzel hikaye kurgularken de kendin olmalısın.Börtü,böcek,hava, su yazarken de, iktidarı,muhalefeti eleştirirken de kendin olmalısın.
Kendin olamıyorsan,samimiyetsizsen, BLOG YAZMAK SENİN NEYİNE?
Comments (0) | Add Comment | More
İlişkilerin her boyutunda olduğu gibi arkadaşlıkta da menfaat söz konusu olduğunda egoların ağır bastığını acı da olsa bir kez daha öğrendim.Taş gibi oturdu yüreğime ve ben bu taştan,içimi yakan zehirden kurtulmak istiyorum. Sadece sevdiklerimiz bin parçaya bölebiliyor bizi.Ve ben artık senin beni üzmene izin vermeyeceğim. "Beni öldürmeyen şey güçlendirir" ve sen beni güçlendirdin arkadaşım. Veda yazısı koyduğum da bile" neden "diye sormadığını düşünüyorum.Tanımadığım ya da yeni tanıdığım insanlar bile e-mailler atarken,özelden yazarken tek kelime bile yazmamanı anlayamamıştım.Hırs böyle kör ediyor demekki insanları...İlişkileri,arkadaşlıkları bitiriyor. Oysa ben senle iyi günde kötü günde misali ölümüne bilirdim arkadaşlığımızı.Değerliydin benim için,özeldin.Kırıldığımı bilmeni istedim,ikiyüzlü davranmayı sana yakıştıramadığım gibi kendime de senin arkandan konuşmayı yakıştıramıyorum.Sahte, sanal dostların sana yetmediğinde beni bıraktığın yerde bulamayacağını bil istedim.Her zaman söylerim dürüstlük bir erdemdir diye keşke sende bunu anlayabilseydin .Hatanı anlamanı isterdim ve bir özür.Çok değil kuru bir özür bile yetecekti yapabilseydin. Ama yapamadın,öteledin,görmezden geldin .Oysa sana çok zaman verdim ve de şans,anlayamadın. Şimdi bir kuş kadar özgürsün çünkü seni azat ettim, arkadaşım değilsin.
Comments (0) | Add Comment | More
Hayat bu bazen herşeyini herkesle paylaşmak mümkün değildir,anlatamadıkların boğazında düğümlenir yine de anlatamazsın.Herşeyin bir hatırı vardır edilen bir sohpetin,içilen kahvenin. Herkesin derdi var hepimiz tonlarca sorunla uğraşıyoruz.. Arkadaş dediklerimizi zor anlarımızda yanımızda beklemek çok mudur?Herkes kendi derdinde, herkes başka telden çalıyor, kaç gündür neredesin diye merak etmiyor arkadaşın,dostun bile.Sen can derdindesin bekliyorsunki arasın,derdimi sorsun o ise seni çöpe bırakmadan başka yolun yolcusu olmuş. Bazıları ise iyi ilişkiler kurmak adına bir dalkavukluk moduna girmiş ki La Fontaine ‘in hayvanları daha insansı kalıyor bunların yanında nedir bu kadar hırslı yapan sizi hayvansı dürtüleriniz mi diye çığlık çığlığa bağırmak ve sarsmak isterdim bunları.Bazıları ise hayır dediğin anda hemen bozuluyorlar, ben malzeme olmak istemiyorum, hayır dediğinde senden alınganı olmuyor, anlamak çok zor ve artık anlamak için kafa yormak istemiyorum. Ama eskilere hak vermemem mümkün değil, gerçekten insanı iç gömlek yakarmış! İnsana en çok dokunan ve zor gelen nedir bilir misiniz en yakınından gelen ihanet.Sırtından hançerlenmek! Bunu yaşamayan yoktur insanın güvendiği dağlara kar yağınca yıkımı çok büyük oluyor ama kanatılarak,ötelenerek,yıkılarak da olsa ayakta durmayı öğreniyor.Belki de yıkanlara,dağıtanlara teşekkür etmek gerek bu kadar güçlü bir insan olmana istemeden de olsa yardımları olduğu için. Bana kazanımlarım yeter diye düşünüyorum kaybettiklerimin yanında. Bazen kaybetmeyi de bilmeli insan tepeye koyduğun,ayırdığın ve hep ayıracağını düşündüklerin de insan sonuçta zaafları ve egoları olan , bazen de hırsına yenik düşen .Bunu ne kadar erken kabullenirsen o kadar az inciniyorsun hala incinebiliyorsan. Elifim'in Aslı'sının dediği gibi sinekler incinemez.
Comments (0) | Add Comment | More
Esnaf olan bir arkadaşımın yanına uğradım geçen gün.Havadan sudan derken başladık sohpete.Geçenlerde ufak bir hırsızı iş üstünde yakaladığını bunu yapan ve tanıdık,bildik olan bu çocuğa "annen ya da baban yarın bir uğrasın "dediğini söyledi.Tamam buraya kadar iyi, hoş daha sonra yanına uğrayan eğitimci ebeveynin söyledikleri ise akıllara şenlik! Arkadaşımın çocuğunu hırsızlık yaparken yakaladığını söylemesi üzerine "siz bir dahaki sefere bana söyleyin ne kadarsa ben parasını veririm ama bunu kimse bilmesin"diyen bu eğitimcinin çocuğunu hırsızlığa teşvik etmesi mi daha üzücü yoksa çocuğun nasılsa benimkiler hep öder, ben devam edeyim çalmaya,bişi olmaz, mantığıyla işin ciddiyetini kavrayamamaması mı? Bir eğitimci eğer kendi çocuğuna toplum ve ahlak kurallarını aşılayamıyorsa vay geldi başımıza!Eğitimciler kendileri örnek olmak durumundayken bir eğitimcinin mazereti ne olursa olsun bu yanlışını kabul etmem mümkün değil. Tabiki bu ebeveyn eğitimcinin yanlışı bütün eğitimcileri bağlamaz. Ne günlere kaldık Allahım doğrularla yanlışların yer değiştirdiği,değer yargılarının yitip gittiği ve ahlakın dibe vurduğu şu günlerde sen bizim aklımızı koru. Tekerleği patlamış bir araba gibi uçuruma gidiyoruz, bütün anormallikler normal kabul ediliyor.Çıldırmak işten değil. Eğitim önce evde başlar!Okulda devam eder.Var mı ötesi
Comments (0) | Add Comment | More
Kör gönlüm, Sağır gözlerim , Lal dilim, Prangalı özgürlüğüm, boynu bükük kelimelerim.....
Comments (0) | Add Comment | More
O’nu yalnız gecelerimde kendi başıma ağladığım bir gece de tanıdım. En iyi arkadaşımın,sırdaşımın arızaya geçtiği ve her anlamda çok sıkıntılı bir dönemde.OP’dan ismen tanıyordum adını bile bilmediğim bir arkadaştı o geceye kadar. Hiç tanımadan,yargılamadan kucak açtı,dostluk elini uzattı.Önce msn’den yazdı ve telefon numaramı istedi hayda ne oluyoruz dedim.Yani OP'da kadın gözüküyor ama sabahın 02:00sinde kimin nesi kimin fesi nerden çıktı şimdi?Gsm numaramı verdim aradı beni cepten.Telefonda onunla konuştuktan sonra uzun süre kendime gelemediğimi hatırlıyorum.Nasıl içten,nasıl tatlıydı.Güzel sözleriyle kalbimi fethetmişti hemen.Ve o sabahın ikisinde telefonda konuştuğum insan benim şimdi dostum!Dost!Her zaman güvenebileceğim ve nerede durduğunu bileceğim dost.Yüzünü göremesemde dokunamasam da dost olduğuna emin olduğum bir dost.Bazen şakalaşırız bana takılır seni o yalnız gecelerinde yalnız başına içerken tanıdım unutma der, bana ben içime döndüğümde uyarır,kabuğuma çekilmeme,kendime acımama izin vermez.Ve çok kötü bir darbe yediğimde yine silkeler buldum beni.Oysa beni silkeleyen o değil başkası olmalıydı.Bir e-maili,özel bir mesajı,telefonunu çok beklediğim…
Şimdi biliyorum tamam kaderci olmak iyi bişi değil ama bazen kaderci olmak lazım. Ben şükrediyorum OP iyiki var ve o olmasaydı ben meleğimi tanıyamayacaktım.Benim meleğim kim mi?
O izin verirse ismini yayınlayabilirim….Sizlerinde kendi meleğinizi bulmanız dileklerimle,sevgiler.
Comments (3) | Add Comment | More
İlişkilerin her boyutunda olduğu gibi arkadaşlıkta da menfaat söz konusu olduğunda egoların ağır bastığını acı da olsa bir kez daha öğrendim.Taş gibi oturdu yüreğime ve ben bu taştan,içimi yakan zehirden kurtulmak istiyorum. Sadece sevdiklerimiz bin parçaya bölebiliyor bizi.Ve ben artık senin beni üzmene izin vermeyeceğim. "Beni öldürmeyen şey güçlendirir" ve sen beni güçlendirdin arkadaşım. Veda yazısı koyduğum da bile" neden "diye sormadığını düşünüyorum.Tanımadığım ya da yeni tanıdığım insanlar bile e-mailler atarken,özelden yazarken tek kelime bile yazmamanı anlayamamıştım.Hırs böyle kör ediyor demekki insanları...İlişkileri,arkadaşlıkları bitiriyor. Oysa ben senle iyi günde kötü günde misali ölümüne bilirdim arkadaşlığımızı.Değerliydin benim için,özeldin.Kırıldığımı bilmeni istedim,ikiyüzlü davranmayı sana yakıştıramadığım gibi kendime de senin arkandan konuşmayı yakıştıramıyorum.Sahte, sanal dostların sana yetmediğinde beni bıraktığın yerde bulamayacağını bil istedim.Her zaman söylerim dürüstlük bir erdemdir diye keşke sende bunu anlayabilseydin .Hatanı anlamanı isterdim ve bir özür.Çok değil kuru bir özür bile yetecekti yapabilseydin. Ama yapamadın,öteledin,görmezden geldin .Oysa sana çok zaman verdim ve de şans,anlayamadın. Şimdi bir kuş kadar özgürsün çünkü seni azat ettim, arkadaşım değilsin.
Comments (5) | Add Comment | More
"Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi
ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol " der Mevlana.
Mevlana ne güzel sözler söylemiş,öğretilerini Aziz Nezin kitaplarından,secretlardan ayrı bir gözle okumak gerek derinlerine inebilmek.Hayat dersleri var anlayabilene.Oysa kaçımız yapabiliyoruz,?En azından kendimiz olmayı denesek.Başkalarına göstermediğimiz asıl ben o kadar da kötü değildir,maskeli yüzler korkutucu olanı.İki yüzlülüktür bunun Türkçesi.
Dosta düşmana kendini kanıtlama çabası içine girmek ve gözünü kör eden hırs nereye kadar?...
Kibiri,hırsı,kini kendine ilke edinenler,yanlış dost seçenler ,değişenler çok geç de olsa hatalarını anlayacaktır.
Ben hala dürüstlüğün bir erdem olduğuna inananlardanım ve bununla grur duyuyorum.Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol ,insan ol ama kendin ol..
Date: 05 June 2008, ThursdayComments (4) | Add Comment | More
Blog yazmak ayrı, gazetecilik ayrı şeydir ama nedense blogger'lar bunu unutur zaman zaman.Bazıları mizah yazar kendilerine biraz gaz verilince ünlü bir mizahçıyla eş tutarlar sonra ise ortaya tam bir hayalkırıklığı çıkıverir.Bazıları ise sivri ve siyasi yazıcam diye kendilerini olmadıklarından farklı tanıtır ve bu anlamda iki yüzlülük yaparlar.
Oysa sen kendin olamazsan hiç birşey olamazsın, blog yazmak kendin olmaktır kimseye benzememek,özgün olmak.Herkes ayrı bir dünya değilmi?Sen kendi dünyanı koy ortaya,sendeki cevher o şekilde çıksın ortaya.Ona buna benzeme çabaları boşuna:(
Blogculuğu gerçek anlamda öğrenmemiz için bazılılarının gerçekten daha çook fırın ekmek yemesi lazım.Saçmalarsan da kendin olarak saçmalamalısın,güzel hikayeler kurgularkende.
Kendin olamıyorsan,samimiyetsizsen blog senin neyine?
Date: 05 June 2008, Thursday
Comments (4) | Add Comment | More
Herkes anne baba olmayı hak etmiyor
Herkes anne baba olmayı hak etmiyor.Bu akşam star haber de Uğur Dündar'ın sunduğu haber bültenini izlerken donduk kaldık ailece.Gözlerine bakmaya kıyamayacağınız güzellikte bir kız çocuğu öz annesi ve birlikte yaşadığı ya da şimdiki kocası tarafından her gece yalnız evde bir başına bırakılıyormuş.Daha küçücük olan bu zavallı kız aç yara bere içindeydi.Tek başına korkudan gözleri yuvasından fırlamış,bir yandan güzel güzel polis amcalara bilgi veriyordu ama o konuştukça biz ağlamaya başladık.Evdeki köpek acıkınca yemek veriliyormuş ama buna yemek vermiyorlarmış açmış.Yattığı yeri gösterdi incecik bir minder gibi bişi açıyor yatak gibi bişi oluyor yatak bile değil.Mahvolduk izlerken..
Nedir işin gerçek yüzü öğrenilecek elbette.Bu arada haber bitiminde Sn.bakan Nimet Çubukçu konuyla ilgileneceklerini söyledi canlı bağlanarak.
Bir anne nasıl olurda yavrusunu her gece tek başına bırakır sabahlara dek.Yoksa onun annesi de geceleri çalışmak zorunda olan insanlardan mıdır?Peki ama ya annesi kocası ya da her nesiyse aynı evde yaşayan o adamın o zavallı sabuyu acımasızca dövdüğünü farketmiyormudur?
İzlerken içimiz parçalandı nasıl da masum masum anlatıyordu.İnsanlık ölmemiş,ihbar eden komşuları ve star kanalı,Uğur Dündar sağolsun.Bu zavallı çocuğun ruhunda açılan yaralar belki ömür boyu kalacak.Yazık değilmi bu çocuklara.Umarım gerçek babası sahip çıkar ya da Devlet himayesine alınması kurtuluşu olur garibin .
Date: 29 May 2008, Thursday
Comments (8) | Add Comment | More
Hepimiz yapmaz mıyız pişmanlık duyarız zaman zaman bu nedenle,önyargıyla yaklaştığımız insanların ne kadar farklı olduklarını görür ve utanırız sonra da.Aşağıda okuyacağınız test www.antoloji.com'dan arkadaşım taser339'dan gönderilmiştir.Paylaşmak istedim,biraz da sarsmak.Ve ön yargısız yaşamayı denemeye davet etmek istiyorum hepinizi,tanımadan yargısız infaz yapmayın,etiketlemeyin insanları.
ÖN YARGI
1) Özürlü 8 çocuğu olan ve frengi hastası hamile bir kadına rastlasaydınız,ona kürtaj olmasını tavsiye eder miydiniz?
Bu sorunun yanıtını vermeden önce aşağıdaki soruyu okuyun.Şimdi
bir dünya lideri seçme zamanı ve sizin oyunuz da sonucu etkileyecek.
2) İşte 3 aday hakkındaki gerçekler:
1. aday: Sahtekar siyasetçilerle işbirliği içinde ve falcılara danışıyor. İki metresi olmuş. Paket paket sigara ve günde 8 ile 10 bardak martini içiyor.
2. aday: İki kere işten atılmış, öğlene kadar uyuyor. Üniversitedeyken uyuşturucu kullanmış ve her gece 1 litre viski
içiyor.
3. aday: Madalya almış bir savaş kahramanı. Vejetaryen, sigara
içmiyor.Nadiren bira içiyor ve evlilik dışı hiçbir ilişkisi
olmamış.
Tercihiniz bu adaylardan hangisi olurdu?
Önce karar verin.Kopya çekmek yok. Daha sonra aşağıdaki yanıta
bakın! ............................................
1)
1. aday: Franklin D. Roosevelt
2. aday: Winston Churchill
3. aday: Adolf Hitler
2) Ve bu arada... Kürtaj sorusuna eğer evet dediyseniz,
BEETHOVEN'I ÖLDÜRDÜNÜZ!!!
Comments (5) | Add Comment | More
Bir taksi şoförünün anısı (yazı çok güzel lütfen okuyun)

Yirmi yil once gecimimi taksicilik yaparak kazaniyordum. Bir keresinde,saat
sabaha karsi 02.30'da bir yolcu aldim; adrese vardigimda,giris katindaki bir
pencerede gorulen tek isigin disinda butun bina kapkaranlikti.Bu sartlar
altinda, cogu taksi soforu bir iki sefer korna calar, birdakika bekler,
sonra ceker giderdi.
Fakat ben, tasima araci olarak yalnizca taksiye bagli pek cok fakir
insanla karsilasmistim. Eger etrafta tehlike kokusu yoksa, her zaman kapiya
giderdim. Bu yolcu belki de benim yardimima ihtiyac duyacak biridir, diye
dusunurdum kendi kendime.
Onun icin kapiya gittim ve caldim, 'Bir dakika', diye yanit verdi
zayif,yaslica bir ses. Yerde birseyin surukleyerek cekildigini
duyabiliyordum.
Uzun bir aradan sonra, kapi acildi. Onumde 80'li yaslarinda, ufak tefek bir
hanim duruyordu. Sanki 1940'larin filmlerinden cikmiscasina, emprime bir
elbise giymisti ve basina da on tarafina tul tutturulmus yuvarlak bir sapka
takmisti.
Yaninda kucuk, plastikten bir valiz vardi. Daire sanki icinde yillardir hic
yasanmamis gibi bir gorunume sahipti. Butun esyalar carsaflarla ortuluydu.
Duvarlarda saat, sus esyasi ya da tezgahin uzerinde kap-kacak yoktu. Kosede,
ici fotograf ve cam bardaklarla doldurulmus bir karton kutu duruyordu.
'Cantami arabaya kadar tasir miydiniz?' dedi. Valizi arabaya goturdum, sonra
kadina yardim etmek uzere dondum. Koluma girdi ve yavasca arabaya yuruduk.
Nezaketimden oturu tesekkur edip duruyordu. 'Bir sey degil', dedim ona. 'Ben
yalnizca anneme nasil davranilmasini istiyorsam yolcularima o sekilde
davranmaya gayret ediyorum.' *
'Ah, ne kadar iyi bir cocuksun sen,' dedi. Arabaya bindigimizde, bana adresi
verdi, sonra, 'Sehrin icinden gitmemiz mumkun mu?' diye sordu. 'Orasi
kestirme degil,' diye cevap verdim hemen. 'Benim icin fark etmez,' dedi.
'Acelem yok. Gucsuzler yurduna gidiyorum.'
Dikiz aynasindan baktim. Gozleri parliyordu. 'Ailemden kimse kalmadi,' diye
sozunu surdurdu. 'Doktor cok fazla zamanim kalmadigini soyluyor.' Yavasca
uzanip taksimetreyi kapattim.'Hangi yoldan gitmemi arzu edersiniz?' diye
sordum. Ondan sonraki iki saat boyunca sehirde dolastik. Bana bir zamanlar,
asansor isletmeni olarak calistigi binayi gosterdi. Yeni evlendiklerinde
kocasiyla birlikte oturduklari mahallede gezindik. Arabayi, genc kizliginda
dansa gittigi bir zamanlar balo salonu olan mobilya ambarinin onunde
durdurmami istedi. Arada bir belirli bir binanin veya bir kosenin onunden
gecerken yavaslamami rica edip, gozlerini karanliga icine dikerek, hic bir
sey soylemeden oylece oturup bakti. Gunesin ilk isIklari ufukta belirmeye
baslamisti ki, birden 'Yoruldum. Gidelim artik,' dedi. Sessizlik icinde
bana vermis oldugu adrese gittik. Sutunlu girisi olan alcak bir binaydi,
hastalarin iyilesmek icin gittigi saglik evlerine benziyordu. Araba durur
durmaz, iki hademe cikarak yanimiza geldi. Merak ve dikkatle kadinin her
hareketini izliyorlardi. Onu bekliyor olmaliydilar. Bagaji acarak kucuk
valizini kapiya goturdum. Kadin tekerlikli iskemleye oturtulmustu bile.
'Borcum ne kadar?' diye sordu, cantasina uzanarak.* 'Borcunuz yok,' dedim.
'Geciminizi saglamaniz gerek,' diye cevap verdi. 'Baska yolcular var,'
dedim. Neredeyse hic dusunmeden egildim ve onu kucakladim. Bana simsIki
sarildi. 'Yasli bir kadina kucuk bir mutluluk yasattiniz,' dedi. 'Tesekkur
ederim. Elini sIktim, sonra los sabah isIklarinin icine yurudum. Arkamda bir
kapi kapandi. Bir hayatin kapanis sesiydi bu. O vardiyamda artik hic musteri
almadim. Amacsizca, dusuncelerimde kaybolmus dolastim. Gunun geri kalan
kisminda hemen hic konusamadim. Ya o kadincagiz ofkeli bir sofore ya da
vardiyasini bitirmek icin acele eden bir sofore rast gelseydi? Ya ben
yolculugu reddetseydim veya bir kere korna calip sonra da cekip gitseydim?
Soyle bir yeniden gozden gecirdigimde, aklima hayatimda bundan daha onemli
yaptigim bir sey gelmedi. Hayatimizin onemli anlarin etrafinda gelistigini
dusunmeye sartlanmisizdir. Fakat onemli anlar bizi genellikle habersiz
yakalar ---baskalarinin onemsiz sayabilecegi bir bicimde guzelce paketlenmis
olarak. INSANLAR NE YAPTIGINIZI VEYA NE SOYLEDIGINIZI TAM OLARAK
HATIRLAMAYABILIRLER, FAKAT KENDILERINI NASIL HISSETTIRDIGINIZI DAIMA
HATIRLARLAR.
Bunu on gun icinde on kisiye gonderirseniz surprizli hediyeler
kazanmazsiniz. Fakat belki dunyanin biraz daha sevecen ve biraz daha
merhametli olmasina yardim etmis olursunuz. Date: 22 May 2008, Thursday
Comments (13) | Add Comment | More
Yeni bir yıla yaklaşırken geçmişte kalan bir yılbaşı gecesini hatırlamak hala içimi acıtıyor.
Bir avuç delişmen,çılgın kızın kahkahalarıyla çınlattığı kiminin dansöz gibi zil takıp oynadığı,kiminin üzüntüsünü rakı kadehlerinde boğmaya çalıştığı,kimilerinin konken ve yanık çevirdiği O gece anılarımda hala taptaze.
Cebimizde umutların,gözümüzde pembe gözlüklerin olduğu,rütbe,statü,mevki,makam,etiket,çıkar ilişkisi,dost kazığı, aşk acısı nedir bilmediğimiz o yıllarda herşey ne kadar güzelmiş.
Düşündükçe şaşkınlığım daha da artıyor bizim hiç kavgamız olmamış,hiç küsmemişiz her günü her dakikayı birlikte geçirmiş,sevinçler mutluklar gibi acılarıda üzüntüleri de paylaşmış,bölüşmüşüz.Dün gibi hatırlıyorum Saba'nın ailesi parçalanır,anne ve babası boşanırken bizler o çaresizliği nasılda kenetlenerek yaşamıştık.Dualar etmiştik bir mucize olması için ;Saba ve kardeşinin değil sanki ayrılan bizim anne ve babamızdı.
Neleri paylaşmadıkki birlikte; ilk aşk, ilk heyecan,ilk hayalkırıklığı,ilk gönül yarası ,aile sorunları,kuşak çatışmaları,maddi sorunlar..Birlikte ne çok şey yaşamışız acısıyla tatlısıyla ama birbirimizi hiç kırmamışız ne tuhaf incitmemişiz,örselememişiz.
O gece o beyaz apartmanın teras katında havai fişekler atarken neşeli kahkahalarımız çınlatıyordu yeri göğü.Sabaha karşı kim nereyi bulduysa kıvrılıp uyuduğu ve kızkıza geçirdiğimiz o yılbaşı gecesi hayatımın en güzel yılbaşı gecesiydi.Kısa süre sonra Saba'nın annesi ve babası boşandı ve Saba'lar buradan başka bir şehre taşındı.Zincirden bir halka koptu ve bunu diğer halkalar izledi.Sanki üstümüzden bir kasırga geçti ve hepimizi ayrı yönlere savurdu.
Keşke hep çocuk/ gençkız kalabilseydik.Büyümek acıtıyormuş meğer.Büyürken haksızlıkla,yalanla,hüsranla,çaresizlikle tanıştık,dertlere sorunlara gömüldük ve büyüdükçe gülmeyi,gülümsemeyi unutmuş asık suratlı yetişkinler olduk.Pembe gözlükler taktığımız,cebimizde umutların,yüzümüzde umursuz gülüşlerin olduğu,sokaklarda şarkılar söylediğimiz( hatta Mehmet'e Gülüm Benim'i söylettiğimiz)o yıllarda biz hayatı ti-ye alıyorduk oysa hayat bizi çok kötü(!) ti-ye aldı!Birbirimizin herşeyi olduğumuz,birlikte ağlayıp birlikte güldüğümüz,içten,yalansız,hesapsız o dostları ve o yılları çok özlüyorum.Düşündükçe burnumun direği sızlıyor.Sabahlara dek hayaller kurduğumuz,çocukluğun saflığını ve tılsımını hala taşıdığımız,hayatın torbadaki yüzünü henüz bize göstermediği o günler ne kadar değerliymiş meğer.
O yılbaşı gecesinin resimlerine bakıyorum şimdi.Her bir fotoğraf karesinde pırıl pırıl parlayan kızların yüzünde var olan,hatta sırıtan hayata meydan okuyan o umarsız gülüşler içimi acıtıyor.Bu gülüşleri kimler çaldı?Nerede yitirdik?
Bir avuç mutlu ve umutlu gençkızken mutsuz ve umutsuz,farketmez sözcüğünü ezberlemiş,kendi hapishanelerinin duvarlarını kendi elleriyle örmüş ve kendini oraya kapatmış,hayata havlu atmış kadınlara dönüşmemiz ne acı!Artık gökkuşağının altından geçemeyeceğimi biliyorum,hayatın yüzümüzde ve yüreğimizde bıraktığı görünür-görünmez izlerle yaşamasını da öğrendim.
Çok eskiden tanıdığım biri "hep güvendiğin yerde kal" demişti ben O YILBAŞI
GECESİ'nde KALABİLİRMİYİM?
Date: 22 May 2008, Thursday
Comments (2) | Add Comment | More
bunlar gerçekler 
SALAKLIK TARİHİ:
1932 yılında Los Angeles olimpiyatlarında fransız atlet Jules Noel'in disk atmada kırdığı olimpiyat rekoru sayılmadı.Çünkü atış izlemesi gereken bütün hakemler sırıkla yüksek atlama yarışmasını izlemek için arkalarını dönmüşlerdi.
--------------------------------------------------------------------------
-1971'de toprak kaymalarını incelemek isteyen Japon bilim adamları büyük bir yağmur fırtınası efekti yaratmak için bir tepeyi yangın hortumlarıylarıyla adam akıllı suladılar.Bu yüzden tepenin çökmesi sonucu meydana gelen heyelanda dört bilim adamıyla 11 izleyici hayatını kaybetti.
--------------------------------------------------------------------------
-1985'de New Orleans'lı cankurtaranlar o yıl şehrin havuzlarında kimsenin boğulmamasını kutlamak için bir parti verdiler.Partide konuklardan biri boğuldu.
--------------------------------------------------------------------------
-1975'te İngiliz bir çift televizyonda en sevdikleri programı izlerken erkek yarım saat süren bir gülme krizi sonucunda kalp krizi geçirerek öldü.Eşi cenazeden sonra programın yapımcılarına bir mektup yazarak kocasını hayatının son dakikalarında bu kadar mutlu ettikleri için teşekkür etti.
Comments (4) | Add Comment | More
sarışın banka soymaya kalkarsa
Sarışın ile esmer de, köşeyi kolay dönmek için banka soymaya karar vermişler. Esmer bütün gece oturup plan yapmış.
Sabah masanın üzerine kağıtları sermiş, soygunu tüm ayrıntıları ile sarışına anlatmış:
- "İyi anladın değil mi ?" diye de sormuş. "Burası küçük bir semt bankası. Bir tek güvenlik görevlisi var. İşi üç dakikada bitirirsin, ben seni arabada bekleyeceğim."
Binmişler arabaya, gitmişler bankaya. Esmer motoru çalışır tutarak direksiyonda beklerken, sarışın bankaya girmiş.
5 dk. geçmis. 10 dk. geçmis. 15 dk. geçmis.
Esmer korkmaya baslamış. Tam gaza basıp kaçmaya karar vermişken, bankanın kapısı büyük bir gümbürtüyle sonuna kadar açılmış.
Önde sarışın elinde bir ip. İpin ucuna kasa baglanmış, sürükleye sürükleye arabaya koşmaya çalışıyor.
Arkasından güvenlik görevlisi "DUR" diye bağırarak ateş ediyor. Ama koşamıyor çünkü pantolonu ve iç çamaşırı dizlerinden aşağıya inmiş.
Sarışın arabaya atlamış. Esmer gaza basmış ve öfkeyle seslenmiş:
- "Bir de bana planı tam anladığını söylemiştin !.. "
- "Anladim tabii..."
- "Ben sana GÜVENLİK GÖREVLİSİNİ BAĞLA, KASAYI BOŞALT demistim gerzek"..!
Comments (3) | Add Comment | More
Gülümsemeniz dileğiyle...
rdikkat dikkat! belediyemizin diktigi agac fidanlarini kiran heyvansa zaten heyvandir. cocuksa heyvan cocugidir. eger büyükse hevyan ogli heyvandir."
kabataş-yalova iskelesi
- sayin yolcular, lütfen tek sira halinde ilerleyelim..... alooo....kime diyorum!!
- .....
eminonu - beyazıt istikametindeki tramvay anonsu :
- sayın yolcular lutfen kapılara yaslanmayınız!!!bir kac dakika sonra:
- arkadasım ysalanmayın diyoruz kapilara ne var o kapilarda anlamadim ki?
-??
eminonu zeytinburnu arasi tramwayda;
-makinist kabininin arkasindakiler rahat durun
-ehuheuhehueh
thy den kalma süper bir anons ise hac seferinde devamlı uçak içinde gezinip duran hacılara deliren bir amirin yaptı ğ ı anonstur.
"sayın yolcular lütfen yerlerinize oturunuz uça ğ ın dengesi bozulabilir"
gerçektende etkileyici olan bu anons bütün yolcuların yerlerine oturmasına sebeb olmu ştur.
kilyos'ta bir plaj.
-lütfen dikkat.sayın müş terilerimiz,lütfen du ş larda sabun kullanmayınız.
15 saniye sonra:
-ulan adama bak hala ş ampuanlanıyor yaa..hi şş ..kese veriyim mi kese?
bir okulda öğretmenin çocuğunu okulda kaybetmesi üzerine hizmetlinin yapmı ş oldu ğu anos:
-peliin! ecele buraya gel. anan beklii.
istanbul ataturk havalimani girisi
polis otosu: lan yavuuuuzz!!... ulan yavuuuuzzz!!(****fonun acik oldugunu farkeder)................ee yavuz bey....
-kamyon söförü saga cek..!
-kamyon söförü saga cek..!
-saga cek laaaaaan..!
sanliurfa'nin siverek ilcesinde hemen hergun duyabileceginiz bir kayip anonsu :
-belediye ilan burosundan duyrulur.. tahminen 3-5 yaslarinda bir kiz cocugu kaybolmustur. bulan ya da gorenlerin zabita amirligine basvurmalari rica olunur
bodrum akturdaki ana plaj, sene 97 ya da 98 yazi:
saat 12: kasarli donerimiz cikmistir, afiyet olsun!
saat 13: alihan lokantasindan getirilen lahmacunlar cikmistir, afiyet olsun!
saat 16: kasarli citir cay simitlerimiz servise hazirdir, afiyet olsun!
buraya kadar hersey normal....
saat 17: turksat uydusu yorungesine oturmustur, hayirli olsun!
turksat uydusunun firlatildigi gune denk gelen bu anons sonucunda tum plaj toplu olarak mavi ekran verir...
van'a askere giderken biri anlatıyor...
- " bilmemne turizimin aziz ve muhterem yolcuları, birazdan "bilmemne" dinlenme tesislerinde yarım saatlik mola verilecektir. ohaaaa !!!! geçtik.....
bir ulusoy anonsu:
sayın yolcularımız, bilmemne tesislerine ulaşmış bulunmaktayız. tuvaletler restoranın hemen yanındadır. afiyet olsun
istanbul poyrazkoy plaji,
- dikkat, dikkat! 5 yasinda bir erkek cocugu bulunmustur. ailesinin danismaya gelmesi rica olunur.
- dikkat..dikkat! 5 yasinda bir erkek cocugu bulunmustur, ailesinin danismaya gelmesi rica olunur. aglama yavrum, aglama"
yer odtu 7. yurt kan aranmaktadir fakat anaonsu yapan teyze dunyadan bihaberdir
-a era ş * pozitif??? yok negatif??? rh miydi? kan araniyor...
cılgınca karlı bi istanbul, yerler buz tutmus.
74 model hayli eski bir vosvosun içinde nerdeyse camlar bile acık yolu görmeye çalışıyoruz.
polis otosu anonsla durumu götürmeye calısıyoo
ve birdenn: "vos vos .. vos vos.. sen neyine güvendin de çıktın?"
köyun muhtarı camiden anons yapmaktadır.
bugün köyün merası biçilip camiye odun alınacaktır.
herkes meraya gelsin
mıymırı çalmayın heydii
( yer: erzurum-ispir)
bagdat caddesinde bir polis arabasi;
- fege sifiryirmidokuz... fege sifiryirmidokuz... parkedilir mi oraya beyfendi...
ordan gecen bir baska polis arabasi;
- beyfendi diyisini yerim senin nuri!
seyyar sebze satıcısının kamyonetinden gelen ses:
- domates var, soğ an var, patlican var... (2 saniyelik duraksama) ...biber de var.
Comments (3) | Add Comment | More
En iyi arkadaşım uçtu bir kuş gibi özgürlüğüne kavuşmak için ve ben gitme gidersen beni burada bulamazsın döndüğünde diyemedim.Başka arkadaşlar buldu,yeni ufuklara uçmak istedi, onlarla kanat çırpmak.Belki artık özgürlükten anladığı buydu ve ben özgür bırakmalıydım..Boynunda bir taş gibi taşımasın diye onu sevdiğim için vazgeçmeliydim ondan.
Gerçekten seviyorsan özgür bırakmayı da bileceksin, seviyorsa dönmeli sana..Sevmek bu değilmi?
Aşkta da dostlukta da!
Gitme diyemedim, dilim varmadı.Gitti....
Date: 21 May 2008, WednesdayComments (11) | Add Comment | More
Ha bulutların üstüne çıkmışım,
Ha yerin dibine batmışım,
Belki de ikisinin ortasındayım.
Yaz mevsiminde kara kışı yaşamışım,
Başlara taç edilmiş sonra lanetlenmişim,
Gülmüş,ağlamış,üzülmüşüm,
Belki de ömrünce sürünmüşüm.
Ha yaşamış ha ölmüşüm
Ha batmış ha çıkmışım
Kimin Umurunda!
Date: 20 May 2008, TuesdayComments (8) | Add Comment | More
____Yapım Aşamasındadır!_______Düzeltlecektir!
Comments (3) | Add Comment | More
Sponsor
My Photos
Popular Articles
Bir taksi şoförünün anısı (yazı çok güzel lütfen okuyun)Herkes anne baba olmayı hak etmiyor
Gitme diyemedim
Kimi umurunda
En güzel yılbaşı'm
Latest Comments
wind: Hayat bey,nelly ve diğerleri...wind: Döndüm.... ama herkes hala b...
Search
